Evet, daha önceki yazılarımda bahsettiğim gibi il il dolaşıyorum ki, bu yazıyı yazmak için çok da geciktim. Mersin’i atladım şu an Adana’dayım, onun yazısını da gitmeden önce yazıp, sizlerle paylaşmak istiyorum :)

Mersin … Bu ilin bende farklı bir yeri vardır. Şehre giderken heyecanlandım desem yeridir. Neden mi ? Çocukluğumunun her yazının geçtiği şehir olsa gerek. 2002 krizine kadar orada bir yazlığımız vardı ve her yaz oraya gider tatil yapardık. Dedim ya, çocukluk … Evimiz Mezitli’de, Akarcam Sitesi‘nde idi. Mersin’e gitmeden önce ” Google Maps ” den bir bakayım dedim, değişmiş sanki, havuzları, yada ben yanlış hatırlıyorum, sanki daha da karesel yapmışlar … Her neyse konumuz bu değil.

Mersin’e sabah saatlerinde ulaştım ( 08.00 ) gibi. Hemen ardından da taksiye atlayıp Mersin Carrefour‘un yolunu tuttum. Zaten pek uzak değildi, ya da taksiyel gittiğimden öyle geldi bana. Elimde valiz, sırtımda çanta, personel girişinden giriş yaptım, neden geldiğimden falan bahsettim … Ardından da anketörleri ve süpervizör‘ü bekleme … Ardından anketörlerin gelişi ve eğitim. Mersin’e eğitim konusunda iddialı gitmiştim ki, düşündüğüm gibi gerçekleştirdim. Ankara facialarından sonra burasının iyi olmasını istiyordum. Diğer yazılarımı okudunuz mu bilmiyorum ama Ankara Cepa’da ilk ” sorumluluk ” görevim ve ilk konuşmam olduğundan adam akıllı konuşamamıştım bile …

İlk günün stresini atlattıktan sonra 21.30 gibi Mersin Carrefour‘dan çıkıp 2 vasıta değiştirerek kalacağım ” Sultaşa Otel “ine gittim. Beklediğimden çok daha güzel çıktı. Zaten ilk günün hem yol yorgunluğu hem de gün içi yorgunluk birleşti ve hemen yatağa girdim. Ardından da 3 günük Sultaşa Otel – Mersin Carrefour gitgeli başladı. Bu git geller sırasında dikkatimi çeken bir nokta vardı ki beni benden aldı: ” Dolmuş / otobüsle korna eşliğinde yolculuk etme ” kavramı. Evet, yolda yürüyen adama bile korna çalıyor sevgili Mersinli şoförler. Hani ellerinden gelse, otobüs / minibüsü durdurup yoldan geçen adamın kolundan tutup, zorla bindirecek halleri var :) Hani ağlanılsa mı gülünse mi bilemedim.

Mersin Carrefour, şu ana kadarki Carrefour‘lar arasında en kötü ağırlama hizmeti veren yer ! Evet, bu kesin. Bizi attıkları toplantı odası, depo gibi bir yerdi. Hani pencere namına bir şey yok, hadi onu geçtim, klima, havalandırma tarzı bir şey de yok. Oturdukça insan sıcakta mayışıyor, uykusu geliyor … Ama aklımda kalan güzel yanı da yok değil, Mersin Carrefour çalışanları gerçekten güzel. Hani bunları seçip mi alıyorlar bilmiyorum ama gerçekten haklarını yememek lazım. Gerçi Mersin kızları da güzel olabilir diye teori de geçmedi değil aklımdan :)

3 günlük maceranın ardından Adana yolları bana gözüktü ki, şu yazıyı Adana’daki otelimden yazıyorum. En kısa zamanda burası hakkında da bir yazı yazma planlarım var …