Rutin geçen günlerin ardından değişiklik olsun diye ; 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı‘nı da fırsat bilerek, E Blok tayfasıyla ( Mustafa Andaç Yaşar, Ali Özkara, Halil Osman Çelener, Emre Garip, Onur Can Aydoğan ve Oğuz Buğra Han Sönmez ) Kapadokya Gezisi organizasyonuna katılalım dedik. 2-3 gün öncesinden havanın yağmurlu olması, 29 Ekim gününün de yağmurlu olacağı havasını katsa da öyle olmadı. Sabah 7’de kalkış sonrasında otobüs beklemeleri falan derken güneş yavaş yavaş doğdu şansımıza …

Otobüslere binildi ve yolculuk başladı. Ankara çapındaki üniversiteler de katıldığından 2 otobüs ile yola çıkıldı. Her neyse, Kapadokya‘ya gitmeden önce yol üstü Tuz Gölü‘ne gidelim dedik. Yıllar boyunca oradan geçip de yakından görmek gerçekten farklı bir duygu. Gerçekten farklı bir yer; sığ ve altta direk tuz tabakası var. Çok değişik ve ilginç bir yer. Şahsen yeni görmüş olmanın verdiği şaşkınlıkla açığa gittik gittik gittik ama su gerçekten de pek derinleşmedi … Bu derinlere gidişin bir olumsuz yanı oldu, o da ayakkabının full tuz olması …

Ardından da yer altı ve yer üstü şehirlerine gidelim dedik. Çocukluğumdan hatırladığım kadarı ile 7 kat altına inen ve hala bazı fotoğrafik kesiklerin aklımda olduğu yer altı şehrine gittik. Sanırım farklı bir yere gitmişiz ki burası benim hatırladığım gibi bir yer değil, çok büyük olmayan, ve yukarı doğru giden bir şehirdi. Mustafa Andaç Yaşar, Emre Garip ve Halil Osman Çelener ile gruptan bağımsız, bu şehri keşfetmek istedik ve hemen hemen her yerini de gezdik. Tabiri caizze girilmedik delik bırakmadık.

Ardından da güzel bir yerde açık büfe yemek ve peri bacaları. Yine hatırladığım kadarıyla gittiğimiz yer burası değildi ve sanki orada daha çok peri bacası vardı gibi bir izlenime kapıldım. Bilmiyorum, ne kadar doğru ama gittiğimiz yerde de peri bacalarına benzer yapılar vardı. Özellikle kale kısmı beni benden aldı. Gerçekten yüksek bir yer ve oraya tırmanana kadar nefes nefese kaldık. Tırmanırken içeriden tırmanacağımızı ve süper olacağını düşünmüştüm ama öyle olmadı, dışarıdan tırmandık kale tepesine ( gerçi tırmanmak terimi doğru olmaz, merdiven çıktık diyelim ). Yukarıda soluklandık, sigarasını içenler içti vs vs …

Sonrasında da yavaş yavaş hava kötüleşmeye başladı. Hafiften yağmur atıştırıyordu … Ardından tam ismini hatırlamıyorum ama ” chez ali ” olsa gerek. Kızılırmak‘ın etrafından topladığı toprak karışımlarla ” Çömlek ” in nasıl yapıldığını uygulamalı olarak gösterme girişiminde bulundu. Babadan oğula geçen bir meslek olmakla birlikte söylediğine göre bu işi beceremeyenlere kız vermiyorlarmış önceden. Bilmiyorum da değişik ve güzel bir sanat … Ardından da bir kız bir erkek olmak üzere bizden iki kişiyi denemek için oraya çıkardı. Kızı geçtim de çıkan erkek Mustafa Andaç Yaşar idi. Fazla anlatmadan bu deneme olayını Halil Osman Çelener tarafından an ve an videolandı ve buyrun da size video :

Video çeken kişinin videoyu göndermesi sonucunda yayınlanacak …

O çitileyen yağmur otobüse bindiğimizde doluya dönüştü. Yaklaşık 10 dk’lık yağıştan sonra hafiften sel götürür gibi oldu ortam. Hafiflediğinde direk yola çıkarak şarap mahsenlerine yol alındı. Benim bünye de o aralar yorulup uyku moduna geçtiğinden pek hatırlayamıyorum. Bir de şarap sevmediğimden olsa gerek direk uyku moduna geçtim.

Sonrası da malum, Ankara’ya dönüş. Güzel ve yorucu bir gezi oldu …