Yine sekteye uğrattım film izlenimleri kısmını. The Impossible öncesinde, her sinema filmi öncesinde fragmanı ile beni benden alan, aylar boyu beklediğim film olan The Hobbit‘e gittim. Aslında onun burada geniş bi’ özetini vermek isterdim ama konudan fazla sapmamak da istiyorum. O nedenledir ki, The Hobbit‘i es geçiyorum.

Hangi filmler gösterime girmiş diye bakınırken gidilesi film bulamadım desem yeridir. Geçen hafta içerisinde şirket içerisinde mailde gördüğüm ‘ Life of Pi ‘nin fragmanını çok beğendim. Aklımdaydı. Ama Twitter üzerinde takip ettiğim insanların yaptığı yorumlar yüzünden de açıkcası gideesim gelmemişti. Hoş, şu aralar baktığımda puanı 8.4 ile gayet iyi değerde. Çağıl‘la haberleşme sonucunda puanı yüksek ve gösterimde olan ilk 3 filmden The Impossible‘i seçtik. Her zamanki gibi film hakkında ne bir yazı gördüm, ne sözlüğü açıp okudum, konunun ne olduğundan bi’ haber … İşte böyle filme gitmeyi seviyorum.

Film öncesinde açlığı bastırmak adına Burger King‘e gittik gitmesine de, bi’ kez daha nefret ettim. Sanırım bu gidişle ben bu Burger King’i kökten bırakcağım ki şu aralar favorim fazla şişirmeyen Mc Donalds menüleri, çaktırmayın … Film seansı gelip çattığında salona girdik girmesine de salonda iki elin parmaklarını geçmeyecek insanları görünce aslında üzüldüm :) Çok mu kötüydü film, ya da herkes hala The Hobbit’e mi gidiyordu anlamadım. Neyse …

Filmin konusuna gelince, Endonezya‘ya tatile giden 5 kişilik aile ve tatil sırasında gerçekleşen tsunami ile yaşanılanları konu eden, gerçek bi’ hikaye olması güzeldi diyerekten spoiler alanına doğru giriyoruz bilginize. O yer sallantısı, sesler ve ağaçların tek tek yok oluşu ile tsunami dalgası ve her şeyi yok ediş sahnesi etkileyiciydi, hem de çok.  Hani televizyonlarda tsunami sonrası dünya hallerini görürken bu tip bi’ sahne bende bayağı bi’ etki yarattı diyebilirim.

  • Film Lucas ve annesi etrafında dönüyor dönmesine de merak ettiğim şeylerden birisi annesinin göğüsleri açıldığında baş çevirmesine pek anlam veremedim. Hele ki ilk sahnede, ne oldu lan diye şaşırdım, bacağındaki yarığı ( bu ne lan ne diyeceğimi bilemedim, yara mı :D ) göstereceğini zannederken …
  • Daniel sahnesi güzeldi, tamam kabul ediyorum gözüm sulandı; ama hadi biraz duygulanın edası ile gereksiz uzatılmış bi’ sahne gibi geldi bana :)
  • Lucas ile anneye çok mu odaklanmaktandır bilmiyorum ama, o kadar dalgalarla boğuş bir yere tutunmaya çalış derken bizim baba ve Simon – Thomas ikilisi nasıl palmiyeye çıktılar abi, daha güzel bir sebep bulunmalıydı bence. O kadar çabuk geçiştirmek olmadı veya eş zamanlı olarak onları da gösterseydi tadından yenmezdi bence.
  • Lucas o kadar yardım etti millete, hastaneyi ezberledi babasının şortundan tanıdıktan sonra nasıl koşup yanına gidemez, aniden kaybeder … Olmamıştı burası da … O sahnelerde direk aklıma Aşk Tesadüfleri Sever geldi …

Uzun lafın kısası, güzel bi’ filmdi ve verdim puanımı: