Uzun zaman oldu be’ blog. Hem sinemaya gitmeyeli, hem de sana yazı yazmayalı. Çok şey değişti hayatımda. Şu yazıyı yazarken saatim 01.55’i gösterirken arka planda da Manga – Yalan 2 çalıyor. En son hangi sinema filmine gittim ben diye düşünürken, Sherlock Holmes: A Game of Shadows filmine gittiğimi hatırladım, bloga neden izlenimimi yazmadığım ise ayrı bir konudur ya … Neyse, uzun bir aradan sonra gidilebilitesi olan bi’ film geldi. İnternette pek fazla haberini görmesem de fragmanını izlediğimde, bizimkiler bi’ şeyler yapmışlar dedim. Bugün de ( 16.02.2012 ) tüm Türkiye’de 14.53 seansı ile gösterime girdi. Her ne kadar ilk seansa gitmesem de 20.00 seansı ve ilk gün oluşu yeter de artar diye düşünüyorum. Özellikle de ilk gün gidişatın sebebi, sosyal medya ile çok haşır neşir olmam dolayısıyla her an spoiler okuyabilme korkusudur. Evet.

Gelelim filme. Şunu söylemeliyim ki, Türk yapımı izlediğim en iyi filmler arasına girdi. Gerçekten uğraşılmış ve verilen emeğe de değmiş. Her ne kadar yabancı filmlerden alışık olduğumuz görsel efekt (!) beklentisi içerisine girmesem de, Türkiye’nin bu tip çalışmalarda var olabildiğinin en güzel tarafı aslında. Hani biraz daha uğraşılsa sanırım yabancı yapımlar kadar işi büyütebileceğiz. Filmin konusu gereği zaten, müthiş bir gazla gittiğim, izlediğim her andan zevk aldım diyebiliriz. Sonuçta kendi tarihimiz ve görsel şölenle birleşerek ortaya bir yapım çıkmış. Filmin eksik yanlarından bahsedecek olursam :

  • Aklıma gelen ilk şey, Era ile sevgilisinin surların üzerinden kesişmeleri ki, en saçma sahneydi bu ! Bunun ne gereği vardı gerçekten anlamamakla birlikte, o kadar ok yiyen kaslı abimizin surlara bayrağımızı dikiş anı, slow motion tarzında güzeldi. Ama dediğim gibi o bakışmalar olmayacaktı.
  • Bizim Mehmet’e gelince, ilk başlarda bu ne lan, bu adam filmde oturaklı, padişah / lider havası veremiyor diye desem de; sonradan 17 / 18 yaşında tahta geçtiğini hatırladım. Sonuçta Muhteşem Yüzyılda’ki Sultan Süleyman tadında, oturaklı bir rol beklemek yanlıştı.
  • Filmde sürekli savaş sahneleri vardı, tamam gayet bundan zevk aldım ama olaya başka açılardan da yaklaşılsa iyi olacaktı. Bir de savaş sahneleri yetersizdi, bunu da görsel efekt kısmından eksik olduğumuzu zannederek bi’ açıdan kurtarmalarına izin veriyorum.

Aslında izlerken bir çok saçma kısım bulmuştum ama şu yazıyı yazarken aslında o kadar da kötü olmadığını farkettim filmin. Ama şu son sahneden bahsetmeden edemeyeceğim. Mehmet‘in Ayasofya içerisindeki konuşmasından sonra, bi’ çocuğu kucağına alıp da sevmesi, çocuğun onu öpmesi falan … ne alaka şimdi koca filmde. Onu geçtim, kamera son kısımlarda Ayasofya‘dan uzaklaşmaya başlarken, günümüzdeki hali ile bitirselerdi, gerçekten süper bir son olurdu ama yapmadılar. Kötü de ettiler diyerekten, IMDB’den 8 puanı veriyorum.

Not: Oha lan, bizim Mehmet Adıyamanlıymış !