Bakıyorum da; film izlenimi yazmayalı da çok olmuş. En son “Snow White and the Huntsman (2012)” hakkında bir şeyler yazmışım ki üzerinden kaç ay geçmiş. Evet efendim, sizlerin de tahmin edeceği üzere yoğun günler geçirmekle birlikte bloga da bir şeyler yazamıyor hale geliyorum. Bayram sonrası Ankara’ya dönüş ve uzun zamandır filme gitmek istemem ama bir türlü fırsat bulamam adına Derya‘nın önerisi üzerine biletler alındı. Twitter’den attığım ;

a gelen cevapların 1’i hariç hepsi Cloud Atlas‘ı gösterince daha da meraklandım açıkcası. Film hakkında hiçbir yazıyı okumadım, en ufak bi’ bilgi sahibi olmadan da düştük Ankamall yollarına. Her seferinde sadece IMAX için gideceğim desem de Ankamall hastası oldum sanırım sinema için. Gerçi Beytepe’de kaldığımdan aşırı uzak geliyordu, onun da etkisi olabilir. Neyse …

Bu film ile birlikte; sonu açık olmayan, ağzım açık izlediğim şeyleri çok daha fazla seviyorum ki Cloud Atlas sonrasında da aynı şeyleri hissettim;

Ağzımın açık izleme olayını geçtikten sonra da filmin kalitesine yaraşır bi’ uzunluğu vardı ki bu yaklaşık 3 saat gibi bir süreydi. Spoiler alanına geçecek olursak da :

  • Film sonrasında internette gezindiğimde aslında filmden önce kitabının varlığını öğrendim. Acaba yeni trend ” kitap üzerine film çekmek üzerine mi ? ” diye düşündüm mesela …
  • Eğer bestelenen parçanın ismini yanlış hatırlamıyorsam “Cloud Atlas Altılısı” filmin her yerine yayılsaydı da senfoni adına filmin her tarafında işlenseydi mesela …
  • Filmin giriş kısmı özellikle beğendiğim yerler arasında, bitiş ile bağlanması da idare edecek seviyedeydi. Yani ateş çevresinde oturup çocuklara anlatalım şu hikayeyi olmamıştı bence.
  • İlk seansa kadar filmin iç içe geçen 6 hikayesi ile birlikte o kadar havada uçuyor ki her şey; her sahnede bu ne la, neden oldu ki, ne alaka tarzı yorumlarımla izledim. Zaman geçtikçe de o sürece alışıp, diğer sahneleri merak etmeye başladım. Açıkcası her bir hikaye için filmin sonunda bi’ birleşim ve o havadaki sorularımın hemen hemen hepsine bir cevap bulmayı beklerken tam tersi oldu. Yine her şey havada kaldı ki, zaten en güzel tarafı da bu. İnternete baktığımda çoğu kişi öyle farklı şeyler yazmış ki film hakkında hepsi tek tek okunası şeyler …
  • Matrix yapımcısının etkisinden mi bilmiyorum ama gelecek çok iyi hazırlanmıştı. Özellikle de sonmi’nin kalmak için gittiği yerin bi’ anda dokularla istenen yere dönüşmesi, pencereden kaçarken kurulan köprü, tron’a benzeyen çizgi ve görseller benim açımdan ilgi çekiciydi.
  • Film boyunca Fringe etkisinden midir bilmiyorum ama paralel evren konusu aklıma geldi. Her 6 hikayede de özgürlük konusu işlenmesi, sürekli gidiş gelişler vs vs … Bilmiyorum, aslında hala olabilir diyorum 🙂 Ama sonrasında da reenkarnasyonun işin içine girmesi …
  • İblis rolü gerçekten başarılıydı, Çikolata Fabrikası‘nı da hatırlatmadı değil bana …
  • Sonmi‘nin seçilmiş olması ve herkesin onun gelmesini beklemesi saçmaydı. Neden diye sorarlar mesela …
  • Tek dokunusla hastayı ayağa kaldıran teknolojideki cihazlara sahip iken, dağa kimsenin çıkamaması hadi onu geçtim çıkarken halat falan kullanılması saçmaydı. Bin o gemiye havalansın çıksın. Ayrıca o telefon konuşmasında neden oraya çıkmasının gerekli olduğunu da anlamadım. Çıktıktan sonra o kubbenin ışın verip ne yapmaya çalıştığı da mesela havada.

Aklımda bir çok şey var aslında. Film ikinci kez izlenerek o sorulara da cevap bulunabilir ama gel dör ki benim bünyem el verir mi bilmiyorum. Kısacası, sizin de izlemeniz gereken filmler arasında olduğunu düşünüyorum. IMDB’den de 9 puanı veriyorum 🙂